Astrofotografiye Başlangıç Maceram

Kendimi bildim bileli gökyüzüne her zaman ilgi duydum. Küçük bir köyde, birçok yıldızın görülebildiği bir gökyüzü altında büyüdüm. Açık bir gecede, eğer sokak lambaları da yanmıyorsa (o zamanlar elektrik kesintileri oldukça yaygındı), Samanyolu’nu çıplak gözle görebilirdim. Yakındaki şehir olan Çanakkale’de taşındığımız evdeki odamın penceresi doğuya bakardı. Birçok kez sabahın erken saatlerine kadar oturup Güneş’ten önce gezegenlerin doğuşunu izlemeyi bekledim. Gökyüzünün güzelliği, özellikle Ay ve Venüs, beni her zaman büyülemişti. Hep uzay ile ilgili bir iş yapmak, hatta bir gün uzaya gitmek hayalleri kurardım.

Büyüdükçe hayatın gerçekliğiyle yüzyüze kalınca o büyük hayaller yavaş yavaş solmaya başladı. Astronot olma hayalim, savaş pilotu ya da astronom olma umutlarına dönüştü. Sonunda teknolojiye olan ilgim ağır bastı ve bilgisayar alanında bir eğitim ve kariyere yöneldim. Bazı hayallerimi gerçekleştirebilmiş olsam da, hiçbiri çocukluk hayalim olan uzayla ilgili olmadı. Buna rağmen uzaya olan tutkum asla azalmadı, ancak hayatın ve kariyerin getirdiği zorunluluklar tutkumdan uzaklaşmama neden oldu. Amatör bir astronom olma fikri bile sadece bir düşünce olarak kaldı.

Zaman içerisinde fotoğrafa merak sardım ve bu sayede ara ara Samanyolu’nun fotoğraflarını çekmeye çalıştım. Ancak derin uzay cisimlerini fotoğraflama fikri, gerekli ekipmanların maliyeti nedeniyle beni her zaman korkutmuştu.

Ailemi ziyaret ederken, köyümüzde yaşanan bir elektrik kesintisi sırasında çektiğim Samanyolu fotoğrafı.

Bu yılın Nisan ayında gerçekleşen tam güneş tutulmasını izleme fırsatım oldu. Tutulma gününden çok önceleri, günler boyunca tutulmayı nasıl izleyebileceğim ve görüntüleyebileceğim üzerine birçok makale okuyup, video izledim. Sonunda, bu olayı kaydetmek için iki farklı ekipman seti kullanmaya karar verdim:

  1. Telefoto lens takılmış ve bir EQ Mount’a yerleştirilmiş aynasız fotoğraf makinesi
  2. Fotoğraf makinesi ile sorun yaşarsam yedek olarak kullanabileceğim SeeStar S50

Sony A7R III’ümü monte etmek için bir Sky-Watcher Sky Adventurer GTi satın aldım. Lens olarak da yıllar önce aldığım Sigma 150-600mm telephoto lensi kullanmaya karar verdim. Bunun için de Baader AstroSolar White-Light Safety Film satın alarak derme çatma bir güneş filtresi yaptım.

Test çekimleri yaparken

Tutulma günü yaklaştıkça, tutulmayı izlemek için seçtiğim yerin hava tahminleri de kötüye gitmeye başladı. Bu nedenle bulutlardan kaçabilmek için son birkaç gün kala tüm planları değiştirip farklı bir yer buldum. Son andaki plan değişiklikleri ve bozuk hava endişelerine rağmen sonunda görece açık bir gökyüzü altında tutulmayı izleyebildim. İnanılmaz bir deneyimdi! Daha önce parçalı güneş tutulmaları görmüştüm, ancak hiçbir şey tam tutulmanın yarattığı inanılmaz his ile kıyaslanamaz.

Kameramın uzaktan kumandasıyla Güneş’ten gözlerimi hiç ayırmadan bu fotoğrafları çekmeyi başardım:

SeeStar S50 da neredeyse kusursuz çalıştı (yalnızca tam tutulmadan hemen önce ve sonra Güneş’i yanlış algıladı ve kısa bir süreliğine takibi kaybetti) ve harika bir video çekmeyi başardım:

Tüm bu süreç ve deneyim, uzaya olan tutkumun yeniden alevlenmesine ve astrofotografi yapma arzusunun doğmasına neden oldu. Güneş tutulması fotoğraflarını ve videolarını düzenleyip sosyal medyada paylaştıktan sonra, bir akşam SeeStar S50’mi arka bahçeme çıkardım ve Ay’a yönelttim:

SeeStar S50 ile çektiğim ilk Ay fotoğrafı

Her ne kadar çarpıcı bir görüntü olmasa ve aynasız kameramla daha kaliteli bir fotoğraf çekebilecek olsam da, bu küçük teleskobu kullanmak ilginç gelmeye başladı.

Aynı gece, Messier 101, yani Fırıldak Gökadası uygun bir konumdaydı ve SeeStar S50’yi denemek için bu gökadaya yönelttim. Birkaç fotoğraf çekip üst üste eklerken gökada net bir şekilde görünmeye başladı. Bir süre sonra şu görüntüyü elde edebildim:

M101 – Fırıldak Gökadası

Her ne kadar bu fotoğraf temiz olmasa ve oldukça fazla kumlanma olsa da, 21 milyon ışık yılı uzaklıktaki bir gökadayı görmek heyecan vericiydi!

Ertesi gece, SeeStar’ı Messier 51, yani Girdap Gökadası’na yönelttim ve bazı küçük ayar değişiklikleriyle çok daha iyi bir görüntü elde ettim:

Daha sonra bu küçük cihazla düzenli olarak arka bahçeme çıkmaya başladım ve daha fazla gök cismi fotoğraflamaya devam ettim.

Yeni oyuncağım ile denemeler yapıp daha fazla fotoğraf çekerken, derin uzay görüntüsü işlemek üzerine makaleler okumaya ve videolar izlemeye devam ettim. Bu küçük teleskopun sınırlamaları açık olduğu için, daha iyi sonuçlar almak amacıyla aynasız kameramı ve takip cihazımı denemeye karar verdim.

Takip cihazı ve kamera ile denemeler

Başta doğru bir şekilde kutup hizalaması yapmayı anlamakta zorlandım. O dönemde özel hayatımda yaşadığım zorluklar zihnimi o kadar yormuş ki, basit işler bile zor geliyordu. Sonuç olarak, takip cihazını düzgün ayarlayamadım ve 30 saniyeden uzun pozlamalar yapamadım. Her çektiğim fotoğrafta yıldızlar kayıyor ve iz bırakıyordu.

Odaklama da başka bir dertti. Lensin odaklama halkasının kullanımı zor ve sinir bozucuydu. Düzgün bir odaklama yapmak oldukça zahmetliydi. Bahtinov maskesi kullanmayı denediğimde biraz daha iyi olsa da, tam olarak istediğim sonucu bir türlü elde edemedim.

Sonra konu görüntüleri işleme aşaması geldi. Manhattan’a nispeten yakın bir yerde yaşadığım için ışık kirliliği büyük bir dert. Arka bahçem en iyi ihtimalle Bortle-7 bölgesinde, oysa köyümdeki Bortle-3 gibi mükemmel bir gökyüzü vardı. Yoğun ışık kirliliği, Sony A7R III gibi modifiye edilmemiş bir kamera kullanmam ve görüntü işleme konusundaki acemiliğim bir araya geldiğinde, oldukça kötü sonuçlar ortaya çıktı—tıpkı bu görüntü gibi:

Sony A7R III and Sigma 150-600mm lens ile çektiğim M51 – Girdap Gökadası

Göreceli olarak daha iyi bir fotoğraf ettiğim söylenebilir ama bence tam bir hayal kırıklığı.

Görüntüleri daha iyi işlemeyi öğreniyorum

Gökyüzü görüntülerini nasıl işleyeceğim hakkında daha fazla video izlemeye devam ettim. Bu sırada SeeStar S50 ile çekilmiş fotoğrafların Siril’de nasıl işleyeceğimi anlatan bir video ile karşılaştım. Videodaki talimatları takip ederek daha önce çektiğim M16 Kartal Bulutsusu fotoğrafını yeniden işledim ve daha umut verici bir sonuç elde ettim:

Bu sonucu gördükten sonra, yeni öğrendiğim işleme yöntemlerini uygulamak için SeeStar S50 ile daha fazla görüntü çekmeye devam ettim.

Bu sonuçlardan daha memnun olsam da, daha temiz ve kaliteli görüntüler çekmek istiyordum. Asıl ekipmanımı kullanamamam da beni çok rahatsız ediyordu.​

Astro kamera mı alsam?

Sony A7R III gerçekten çok yetenekli ve çok yönlü bir makine. Adeta bir canavar. Harika bir sensöre sahip ve yüksek çözünürlüklü görüntüler üretebiliyor. Kullandığım takip cihazı da bu makineyi taşıyabilecek kapasitedeydi. Neden bir astro kameraya ihtiyacım olsun ki?

Bunun bir çok nedeni var:

1. Soğutma sistemi:

Birçok özel astro kamera, aktif soğutma sistemleriyle birlikte gelir. Bu soğutma, uzun pozlamalar sırasında termal kumlanmayı azaltmaya yardımcı olur ve bulutsular ve galaksiler gibi derin uzay nesnelerindeki sönük ayrıntıları yakalamak için kritik öneme sahiptir. Sony A7R III gibi aynasız kameralar mükemmel bir kumlanma kontrolüne sahip olsa da, aktif soğutmaya sahip olmadıkları için uzun pozlamalar sırasında daha fazla kumlanma yaparlar.

2. Kızılötesi Işık hassasiyeti:

Astro kameralar genellikle daha geniş bir dalga boyu aralığına, özellikle bulutsularda yaygın olan hidrojen-alfa (H-alpha) emisyonlarına duyarlı olacak şekilde modifiye edilmiştir. Astro kameraların sensörleri, modifiye edilmemiş bir aynasız kameraya kıyasla bu ışığı daha fazla yakalayabilir.

Standart aynasız kameralar, belirli dalga boylarının sensöre ulaşmasını engelleyen IR filtrelerine sahiptir, bu da H-alpha bölgelerinin kızıl parıltı gibi ayrıntıları modifikasyon olmadan yakalamakta zorlanır. Bu da, derin uzay görüntülerinde ince detayların kaybolmasına neden olabilir.

3. Daha Yüksek Dinamik Aralık ve Bit Derinliği:

Astro kameralar genellikle daha yüksek dinamik aralık ve bit derinliği sunar, bu da görüntüdeki hem parlak hem de sönük ayrıntıları daha doğru bir şekilde yakalamanıza olanak tanır. Daha yüksek bit derinliği, daha fazla renk tonu ve geçişleri yakalamaya olanak verir, bu da özellikle derin uzay astrofotografisinde önemlidir.

Sony A7R III gibi aynasız kameralar oldukça yüksek bir dinamik aralığa sahip olsa da, astro kameraların sunduğu 16-bit veya daha yüksek veri işleme yetenekleri, daha fazla detay ve renk doğruluğu sağlar. Bu da, özellikle bulutsular gibi karmaşık yapıların fotoğraflanmasında çok faydalıdır.

4. Teleskoplara monte edilebilme:

Astro kameralar, teleskoplara kolayca monte edilecek şekilde tasarlanmıştır ve soğutma sistemleri ile uzun pozlamalar için hassas manuel ayar yapabilme gibi özelliklerle gelirler. Birçok astro kamera, dar bant görüntüleme için daha iyi hassasiyet sunan monokrom versiyonlara da sahiptir. Aynasız bir kamerayı teleskopa adapte edebilmek mümkün olsa da, her zaman o kadar kolay olmayabilir ve bu kameraların form faktörü bu tür düzenekler için uygun olmayabilir.

5. Derin uzay odaklı özellikler:

Astro kameralar, derin uzay görüntüleme için özel olarak tasarlanmıştır. Belirli dalga boylarına karşı daha hassas olmaları, uzun pozlamalarda daha az kumlanma ve astrofotografi yazılımlarıyla daha iyi uyumluluk sunarlar. Aynasız kameralar, geniş alan veya gezegen çekimlerinde iyi performans gösterse de, modifiye edilmedikçe derin uzay nesnelerindeki ayrıntıları aynı seviyede yakalayamayabilirler.

Astro kamera satın almak için günlerce inceleme ve yorum okudum, videolar izledim. Çok ucuz bir şey almak istemedim çünkü ileride yükseltme yapmak için daha fazla para harcamam gerekecekti. Aynı zamanda, çok yetenekli bir kameraya da fazla para harcamak istemedim, çünkü böyle bir kameraya ihtiyaç duyacağım zaman, daha da yetenekli yeni kameralar piyasaya çıkacak ve muhtemelen o zaman da onları almak isteyeceğim.

Sonunda aşağıdaki nedenlerden dolayı ZWO ASi 533MC Pro almaya karar verdim:

  1. Yeterli çözünürlük (3008 x 3008 piksel)
  2. 14 Bit derinlik
  3. Soğutma sistemi
  4. Zero amp glow
ZWO ASI 533MC Pro

Bu kameraya Sigma 150-600mm veya daha eski Sigma 70-200mm lenslerimi adapte edebilmek için bir de Canon’dan M42’ye montaj adaptörleri almam gerekti.

Ayrıca biraz ileri gidip, istenmeyen dalga boylarını ve ışık kirliliğini filtrelemek için çift dar bant filtresi de satın aldım.

Kılavuz bilgisayarı

Ekipmanı kontrol etmek için bir de bilgisayara ihtiyacım vardı. Burada birçok seçenek mevcut. Bir PC kurup PHD2 veya N.I.N.A. gibi kılavuz yazılımlarını kullanabilirdim. Alternatif olarak da ZWO ASI Air gibi özel bir kılavuz bilgisayarı alabilirdim.

PC kullanmanın en büyük avantajı, istediğimiz özelleştirmeyi yapabileye ve farklı yazılımları deneybilmeye olanak sağlaması. Ancak, elimde bu işe adayabileceğim eski bir dizüstü bilgisayar ya da mini PC olmadığı gibi, bu iş için yeni bir tane almak da istemiyordum. Eski bir bilgisayarım olsaydı bile, onu bütün gece dışarıda nemli havada düzeneğe bağlı bırakmak pek akıl karı değil.

Bir mini PC alabilirdim. Ancak bunların fiyatının ZWO ASI Air Mini’ye yakın olmaları, hem de daha ağır olmaları nedeniyle bu da mantıklı gelmedi. Yeni bir PC kurup kurcalama fikri içimdeki geekin hoşuna gitse de, daha mantıklı ve pratik yanım, asıl amacımın bilgisayarlarla uğraşmak değil, daha iyi fotoğraflar çekmek olduğunu hatırlattı. Bir süre bu düşünceyle oyalansam da sonunda vazgeçtim.

Sonunda bir ZWO ASI Air Mini almaya karar verdim. Bu küçük ve ekipmana kolayca monte edilebilen bir bilgisayar. Üzerindeki yazılım oldukça basit ve birçok pratik özelliğe sahip. Hatta yazılımı SeeStar S50’nin yazılımına da oldukça benziyor.

https://telescope.hobbyhk.org/wp-content/uploads/2023/01/zwo-asiair-mini-768x768.jpeg
ASI Air yazılımı

Yeni ekipmanlar bu işi daha da masraflı hale getirmeye başladı. Tüm bu yeni ekipmanın yanında bir de kılavuz dürbünü ve kılavuz kamerası almam gerekti. Maliyeti düşük tutmak için bulabildiğim en uygun fiyatta olan ZWO 30mm f/4 Mini Kılavuz Dürbünü ve ZWO ASI120MM Mini Monokrom Astro Kamera aldım.

Yeni düzenek ile ilk fotoğraf

Sanki evrenin bir kanunu gibi, yeni ekipmanım gelir gelmez gökyüzü bulutlarla kaplandı. Birkaç gece sonra nihayet bulutlar dağılınca ekipmanımı dışarı kurdum. Neredeyse bir saat boyunca doğru kutup hizalamasını yapmak ile uğraştım. ASI Air yazılımı sayesinde kutup hizalamasını yapmak daha kolay oldu. Bu süre zarfında da daha önce neyi yanlış yaptığımı çok daha iyi anladım. Artık kutup hizalamasını birkaç dakika içinde kolayca halledebiliyorum.

Optik sistemde herhangi bir değişiklik yapmadığım için, hala aynı lensin hassas odak halkasını kullanmak zorunda olduğumdan odaklama sorunlarıyla boğuşmaya devam ettim. İnce ayar yapmak da çok zor olduğundan uzun bir süre odaklama ile uğraştım.

Bütün bunlarla ne kadar uğraştım kimbilir. Ama sorunları halledip de sonunda Sky Guide uygulamasını açıp hangi derin uzay cisimlerinin görünür olduğunu kontrol ettiğimde, evin arkasından yükselen Cygnus (Kuğu) takımyıldızını fark ettim. Hemen ekipmanı Pelikan Bulutsusu’na çevirdim ve birer dakikalık pozlamalar almaya başladım. Neredeyse tüm boyunca uyanık kaldım. Bulutsunun hafif silueti yavaş yavaş iPad’imin ekranında belirirken heyecanlanım artmaya başladı. Gece boyunca sıcaklığın değişmesi nedeniyle odak da kaydığı için sık sık dışarı çıkıp, söylene söylene odak ayarını tekrar yapmak zorunda kaldım.

Karanlık (dark), düz (flat) ve denge (balance) karelerini de çektikten sonra, sabaha karşı uykuya yenik düşüp yattım.

İşleme zamanı

Doğrusunu söylemek gerekirse, ne yaptığım konusunda pek bir fikrim yoktu. O zamana kadar öğrendiklerime rağmen, görüntüleri yığma ve işleme yazılımlarıyla ilgili pratik deneyimim yoktu. Elimde yaklaşık dört saatlik veri vardı, ancak bu verileri nasıl işleyeceğimi pek bilmiyordum. Daha önce öğrendiklerimi Siril ve Photoshop üzerinde uygulamaya çalıştım ama sonuç tam bir felaketti.

Kolay pes eden biri değilimdir. Deneyimsizliğimi kabullenip, duruma acemi gibi yaklaşmaya karar verdim. Bildiğimi sandığım her şeyi unutup adım adım takip edebileceğim bir video buldum. Bulduğum şu video için Deep Space Astro kanalına ne kadar teşekkür etsem azdır:


Videoyu adım adım takip ederek verileri işledim. Görüntünün şekillenmeye başladığı anı gördüğümde büyük bir sevinç yaşadım. Sonuç mükemmel olmasa da, beni rahatlatmaya ve mutlu etmeye yetti.

Hubble renk paletiyle Pelikan Bulutsusu

Bu sonuçları gördükten sonra, daha uzun toplam pozlama süreleriyle başka hedefleri denemeye başladım. Daha fazla fotoğraf çektikçe, yeteneklerimi geliştirmek için başka başka düzenleme videoları izledim. Şu an kullandığım işleme rutini, büyük ölçüde YouTube’daki Nebula Photos kanalından aldığım şu videoya dayanıyor:

Kuğu takımyıldızındaki Kuzey Amerika Bulutsusu ve Pelikan Bulutsusu’ndan 6 saatlik veri topladıktan sonra, yukarıdaki videoda anlatıldığı şekilde işlemeye çalıştım (ben Siril’den sonra GIMP yerine Photoshop kullandım). Ortaya çıkan sonuç, gelecekteki projelerim için bana yeniden bir güven ve umut verdi:

Ortaya çıkan fotoğraf muhteşemdi! Ancak içimdeki mükemmeliyetçi Yaşar, bu sefer yıldızların şekillerine takılmıştı. Yıldızların şekli fotoğrafta odak bozukluğu olduğunu gösteriyordu. Ayrıca lensin yapısı nedeniyle de fotoğrafın kenarlara doğru bir eğiklik vardı.

Elbette bu başka denemeler yapmama engel olmadı. Yaptığım diğer denemelerle elde ettiğim şu sonuçlar harikaydı:

Görüntüler beni heyecanlandırsa da, odaklama ve saçaklanma sorunlarının ısrarla devam etmesi beni rahatsız etmeye devam etti. Ne kadar ayar yapsam da, yıldızlar bir türlü düzgün görünmüyordu. Düzeneklerimin optik kısmının da düzeltilmesi gerektiği açıktı.

Teleskop arayışı

Bir acemi için uygun bir teleskop seçmek gerçekten zor. Birçok teleskop türü var ve her tür için de sayısız seçenek mevcut. Her türün kendine özgü avantajları ve dezavantajları bulunuyor bu nedenle de “tercih felci” denilen durumu çabucak hissetmeye başlıyorsunuz.

Daha acemi olduğumu göz önünde bulundurarak, kullanımı kolay ve çok yönlü olmaları nedeniyle kırıcı teleskoplar (refractor) en iyi seçenek gibi görünüyordu. Ancak, daha fazla yakınlaştırma elde edebilmek için de yansıtıcı teleskopları (reflector) aklımı çeliyordu. Yansıtıcı teleskoplar hem çok daha iyi yakınlaştırma hem de daha keskin görüntü alma yeteneğine sahipler. Fakat, yansıtıcı bazlı teleskoplar genellikle kırıcı teleskoplara göre çok daha büyük, hantal ve ağırlar.

Teleskop arayışım sırasında Wido’s Astroforum kanalından şu videoya denk geldim:

Yansıtıcı teleskoplar kolimasyon adı verilen zahmetli bir işlem de gerektiriyor. Teleskop aynalarını hizalamak için yapılan bu işlem her ne kadar çok karmaşık olmasa da, biraz deneyim gerektiriyor. Apertura CarbonStar gibi bir Newtonian teleskop alma fikriyle gidip geldim. Bunun yanında işi abartıp, Celestron EdgeHD 8 gibi modifiye edilmiş bir Schmidt-Cassegrain teleskobu bile düşündüm.

Sonunda, bir acemi olarak yansıtıcı teleskopların hantallığı ve zorluklarıyla uğraşmak istemediğim içinbir kırıcı teleskop (refractor) ile devam etmem gerektiğine karar verdim.

Yeni piyasaya çıkan Askar V benim için mükemmel bir teleskop gibi görünüyordu. Modüler tasarımı sayesinde çok yönlülük sunuyor ve optik anlamda yeterli bir kaliteye sahipti. Genel olarak hakkında yapılan incelemelerde olumlu bir hava vardı. Ancak, büyük bir dezavantajı vardı: başlangıçta bir kırıcı teleskop için 1.600$ gibi bir miktar harcamak istemiyordum. Askar V’nin modüler yapısı altı farklı odak uzaklığı sunduğu için bu miktar fazla değilmiş gibi görünebilir. Ama bu odak uzunluklarının sadece üçü benim için gerçek anlamda kullanışlıydı. Muhtemelen hiç kullanmayacağım odak uzunluklarına ekstra para vermek istemiyordum. Aynı zamanda optik kaliteden de ödün vermeye niyetim yoktu. Benzer bir maliyetle, optik olarak daha üstün bir kırıcı teleskop alabilirdim.

William-Optics‘in ünlü RedCat/SpaceCat serisine de göz attım. Her ne kadar bu serideki ürünler harika ve yüksek kaliteli olsa da, 51mm versiyonu başlangıç için bana mantıklı gelmedi. 71mm versiyonu ise istediğim odak uzunluğuna sahipti, ancak maliyeti aklıma yatmıyordu.

Birçok farklı kırıcı teleskop için sayısız inceleme izleyip okuduktan, teknik özelliklerini karşılaştırdıktan ve ağırlık ile boyutlarını değerlendirdikten sonra, sonunda Apertura 75Q Refractor‘da karar kıldım.

Bu teleskobu tercih nedenlerim basitti:

  1. Daha makul bir fiyata sahip
  2. Makul boyutlarda
  3. Kamera ve diğer ekipmanlar ile birleştirildiğindeki ağırlığı düzeneğimin kaldırabileceği sınırlar içinde
  4. Yeterince hızlı (f/5.4)
  5. Odak uzaklığı istediğim aralığın tam ortasında: 405 mm
  6. 5 parçadan oluşan optik düzeneğe sahip (Quintuplet), bu nedenle de alan düzleştiriciye ihtiyacım yok

Apertura 75Q ile ilk görüntüler

Teleskop gelir gelmez, hemen düzeneğime monte ettim ve heyecanla geceyi bekledim. Odaklama çok kolaydı. Bahtinov maskesi kullanmak ayarlamaları inanılmaz derecede pürüzsüz hale getirdi ve kısa sürede mükemmel odak elde etmemi sağladı. Her şey hazır olduğunda, hemen görüntüleri çekmeye başladım.

Apertura 75Q‘yi denemek için Peçe Bulutsusu’na yöneldim

Dört gece boyunca sadece veri toplamakla meşgul oldum. Sonunda Siril ve Photoshop kullanarak görüntüyü işleme fırsatı bulduğumda, şu görüntüyle karşılaştım:

Peçe Bulutsusu

Çıkan sonuç belki de mükemmel değil, ama şimdiye kadar elde ettiğim sonuçlarla kıyaslandığında büyük bir ilerleme. Yıldızlar kusursuz olmasa da çok daha iyi, bozulma yok ve görüntü köşeden köşeye dümdüz. Apertura 75Q’dan gerçekten memnunum ve gelecekte daha fazla derin uzay cismi yakalamak için sabırsızlanıyorum.

Son notlar

Astrofotografi, birçok duyguyu bir araya getiren bir hobi—eğlence, hayal kırıklığı, heyecan, hayal kırıklığı ve hatta bazen kendinden şüphe. YouTube’da öğretici bilgiler veren sayısız astronomi ve astrofotografi kanalı ve CloudyNights gibi harika forumlar var. Eğer daha önce zamanım ve cesaretim olsaydı, bu yolculuk muhtemelen çok daha az ekipmanla başlayabilirdi. Muhtemelen de özel bir astro kamera ve teleskopla bir düzenek kurmam çok daha uzun sürerdi. Ama şu anda ortaya çıkan sonuçtan da memnunum.

Astrofotografi kesinlikle çok çabuk bir şekilde pahalı hale gelebilen bir hobi. Eğer daha önce fotoğrafçılık hobimde deneyimlediğim gibi, GAS (Gear Acquisition Syndrome – Ekipman Satın Alma Sendromu) yaşıyorsanız. Bu sefer bunu kontrol altında tutmayı umuyorum. Ancak bu, kimseyi başlamaktan caydırmamalı. Eğer zaten bir fotoğraf makineniz varsa onunla başlayabilir veya astrofotografiyi daha erişilebilir hale getiren SeeStar S50 gibi akıllı bir teleskopla bu hobiye giriş yapabilirsiniz.

Burada anlattıklarım benim bu hobiye nasıl başladığımın kısa bir özeti. Maceram nasıl devam edecek bilmiyorum ama açık gökyüzü büyüleyici güzelliklerle dolu.

Şu anki ekipmanım

Takip ettiğim YouTube kanalları

Leave a Reply

Up ↑

Discover more from Yaşar Şentürk's Blog

Subscribe now to keep reading and get access to the full archive.

Continue reading